ABD Doğu Akdeniz Geçidi Yasası-stragam

ABD Doğu Akdeniz Geçidi Yasası – Stratejik Değerlendirme

Doğu Akdeniz, son dönemde yalnızca enerji rezervleri ve deniz yetki alanı tartışmalarıyla değil, küresel güç rekabetinin önemli bir ekseni olan alternatif ticaret rotaları ile de öne çıkmaktadır. Nitekim ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi tarafından ABD Temsilciler Meclisi’ne 8 Mayıs 2025 tarihinde sunulan H.R. 3307 sayılı Doğu Akdeniz Geçidi Yasası, Doğu Akdeniz’deki bu rekabeti açıkça ortaya koymaktadır. Öyle ki söz konusu düzenleme, görünürde Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun (IMEC) Doğu Akdeniz ayağını güçlendirmeyi hedefleyen bir ekonomik iş birliği metni olmakla birlikte, yasanın bütününde güç dengesi, enerji güvenliğinin korunması ve bölgede çok taraflı yeni güvenlik mimarisinin oluşturulması gibi unsurlar belirleyici bir ağırlık taşımaktadır.

Yasa, Doğu Akdeniz ülkelerini IMEC içinde “stratejik geçit” olarak konumlandırmakta ve bölgeyi Hint-Pasifik’ten Avrupa’ya uzanan bir jeoekonomik hattın kilit bağlantı noktası olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, Çin’in Kuşak-Yol Girişimi’ne alternatif bir koridor oluşturma arayışının Doğu Akdeniz boyutunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Yasa derinlemesine incelediğinde, meselenin yalnızca ekonomik olmadığı aynı zamanda küresel rekabet dinamikleri ile doğrudan bağlantılı olduğu görülmektedir. Öyle ki yasa içerisinde çokça vurgu yapılan IMEC’in G7 desteğiyle başlatılmış olması, projenin transatlantiğin stratejik aklının bir ürünü olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede Doğu Akdeniz, yalnızca bölgesel bir alt sistem değil; küresel tedarik zincirlerinin yeniden düzenlenmesinde kilit rol oynayacak bir geçiş kuşağı olarak tasarlanmaktadır.

Metnin özellikle “Tespitler” bölümünde ABD’nin Yunanistan, İsrail ve GKRY ile yürüttüğü 3+1 formatına kurucu rol atfedilmesi, Washington’un Doğu Akdeniz güvenlik mimarisini belirli bir ortaklık ekseni üzerinden inşa ettiğini göstermektedir. Ayrıca Doğu Akdeniz Gaz Forumu ve İbrahim Anlaşmalarına yapılan vurgu, enerji diplomasisi ile bölgesel normalleşme süreçlerinin aynı stratejik çerçeveye yerleştirildiğini ortaya koymaktadır. Bu durum iş birliği mekanizmaları oluşturarak istikrar üretme ve ortak çıkar alanları yaratma çerçevesinde liberal kurumsalcı araçlarla, güç dağılımını kendi lehine şekillendirme ve rakip aktörün nüfuzunu sınırlandırma bağlamında realist dengeleme stratejisinin eş zamanlı yürütüldüğüne işaret etmektedir. Enerji projeleri, yalnızca ekonomik kalkınma unsuru değil; Avrupa enerji güvenliğinin omurgası ve Çin etkisine karşı stratejik sigorta olarak sunulmaktadır.

“Great Sea Interconnector”, “Gregy Interconnector” gibi projeler ve LNG terminallerinin Avrupa enerji güvenliği açısından kritik altyapılar olarak tanımlanması, enerji alanının açık biçimde güvenlikleştirildiğini göstermektedir. Doğu Akdeniz böylece hidrokarbon üretim sahası olmanın ötesinde, elektrik bağlantı projeleri ve LNG terminalleri üzerinden Avrupa’nın enerji arz güvenliği denklemine entegre edilmektedir. Bu yaklaşım, Rusya-Ukrayna savaşının ardından Avrupa enerji mimarisinde yaşanan kırılmanın Doğu Akdeniz üzerinden telafi edilmesi arayışını da yansıtmaktadır.

Yasa metninde GKRY, Yunanistan, Mısır ve İsrail ABD’nin bölgedeki temel ortakları olarak tanımlanırken, Türkiye’nin metinde hiçbir şekilde yer almaması dikkat çekici bir unsurdur. Bu tercih, Doğu Akdeniz alt sisteminin belirli bir jeopolitik eksen etrafında yeniden yapılandırıldığını göstermektedir. Bununla birlikte 2025–03 sayılı ABD Başkanlık Kararnamesi’ne yapılan atıfla GKRY’ye savunma ekipmanı sağlanmasının ABD güvenliğini güçlendireceğinin belirtilmesi, Türkiye’nin dışlandığını, GKRY’nin ise fiilen ABD savunma ağına daha derin biçimde entegre edildiğini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda bu durum, bölgesel caydırıcılık mimarisinin Türkiye aleyhine ve GKRY lehine tahkim edilmesi olarak değerlendirilmelidir.

Bu bağlamda Türkiye’nin pozisyonu, hem dışlanma hem de dengeleme dinamikleri üzerinden şekillenmektedir. Ankara, Doğu Akdeniz’deki enerji ve deniz yetki alanı tartışmalarında kendi kıta sahanlığını ve Kıbrıslı Türklerin eşit haklarını Mavi Vatan doktrini kapsamında kararlılıkla savunmakta; GKRY’nin tek taraflı lisanslandırma faaliyetlerini ve üçüncü ülkelerle yaptığı enerji anlaşmalarını hukuka aykırı olarak nitelendirmektedir. Bu çerçevede IMEC ve Doğu Akdeniz Geçidi Yasası’nın ortaya koyduğu yeni mimari, Türkiye’yi doğrudan dışlayan bir güvenlik-ekonomi ekseni inşa ettiği ölçüde Ankara açısından stratejik bir meydan okuma niteliği taşımaktadır. Türkiye’nin son dönemde hem Doğu Akdeniz’de deniz gücü varlığını artırması hem de bölgesel normalleşme süreçlerine seçici katılım göstermesi, bu yeni mimariye karşı çok boyutlu bir stratejik yanıt üretme arayışının göstergesi olarak okunmalıdır.

KKTC açısından ise mesele daha da kritik bir nitelik taşımaktadır. Yasa metninde GKRY’nin meşru ve merkezi aktör olarak tanımlanması, adanın enerji ve güvenlik mimarisinde tek taraflı temsil edildiği bir çerçeve yaratmaktadır. KKTC’nin eşit kurucu ortaklık ve hidrokarbon gelirlerinin paylaşımı yönündeki tezleri bu tasarım içinde yer bulmamaktadır. GKRY’nin savunma kapasitesinin ABD tarafından güçlendirilmesi ve Larnaka’daki CYCLOPS merkezinin çok taraflı model olarak değerlendirilmesi, adanın güneyinin bölgesel güvenlik ağının ileri karakolu haline gelmesi riskini beraberinde getirmektedir. Bu durum, Kıbrıs meselesinin enerji ve büyük güç rekabetiyle daha fazla iç içe geçmesine yol açmakta ve Kıbrıs’taki çözümsüzlüğün körüklenmesine neden olmaktadır.

Yasanın CYCLOPS merkezini kara, açık deniz ve liman güvenliği alanlarında çok taraflı iş birliği modeli olarak inceleme talebi, Doğu Akdeniz’de deniz ticaret yolları ve enerji nakil hatlarının korunmasının önceliklendirildiğini göstermektedir. Bu yaklaşım, Doğu Akdeniz’i yalnızca enerji üretim sahası değil; küresel ticaret rotasının güvenliği açısından kritik bir düğüm noktası olarak ele almaktadır. Türkiye’nin Mavi Vatan doktrini çerçevesinde geliştirdiği deniz yetki alanı vizyonu ile ABD’nin İsrail-GKRY merkezli yeni güvenlik mimarisi arasındaki gerilim, bu bağlamda daha yapısal bir nitelik kazanmaktadır.

Ayrıca ABD-İsrail arasındaki araştırma ve teknoloji fonlarının model alınarak Doğu Akdeniz ülkelerine genişletilmesi, güvenlik ve teknoloji iş birliğinin kurumsallaştırıldığını göstermektedir. Siber güvenlik, kritik altyapı koruması ve inovasyon alanındaki bu iş birlikleri, bölgesel güç dağılımını yalnızca askeri kapasite üzerinden değil, teknolojik üstünlük üzerinden de şekillendirme potansiyeline sahiptir. Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki yerli üretim kapasitesi ve insansız sistemlerdeki ilerlemesi dikkate alındığında, bölgedeki askeri teknoloji temelli rekabetin daha görünür hale geleceği değerlendirilmektedir.

Genel çerçevede Doğu Akdeniz Geçidi Yasası, ekonomik bağlantısallık söylemi altında enerji güvenliği, güvenlik mimarisi ve Çin’e karşı bölgesel dengeleme stratejisini bütünleştiren kapsamlı bir tasarım sunmaktadır. Ancak bu tasarım, Türkiye ve KKTC’yi dışlayan bir ortaklık modeli üzerine inşa edildiği ölçüde Doğu Akdeniz’deki mevcut ihtilafları çözmekten ziyade yeni jeopolitik fay hatları üretme potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla söz konusu düzenleme, Doğu Akdeniz’i Hint-Pasifik’ten Avrupa’ya uzanan stratejik hattın kilit düğümü haline getirirken, aynı zamanda Kıbrıs meselesi ve Türkiye’nin deniz yetki alanı tezleri bağlamında bölgesel rekabetin daha kurumsal ve uzun vadeli bir çerçeveye taşındığını göstermektedir. Bu yönüyle yasa, Doğu Akdeniz’de enerji merkezli güvenlik mimarisinin yalnızca altyapı projeleri üzerinden değil, güç dengesi ve egemenlik tartışmaları üzerinden de şekillenmeye devam edeceğine işaret etmektedir.

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön