Çin Devlet Konseyi Enformasyon Ofisi tarafından Mayıs 2025’te yayımlanan “Yeni Dönemde Çin’de Ulusal Güvenlik” başlıklı belge, Çin’in ilk Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi (UGSB) niteliği taşıması sebebiyle oldukça dikkat çekicidir. Belgenin temel amacı, Çin’in yeni dönemde ulusal güvenliğini ne şekilde tasarladığını, hangi tehdit algılarını öne çıkardığını, güvenlik-kalkınma ilişkisini nasıl kurduğunu, iç ve dış güvenlik algılarını hangi çerçeveye dayandırdığını ve Çin’in küresel güvenlik düzenindeki rolünü nasıl tanımladığını açıklamak olarak belirtilmiştir. Bu yönüyle belge, çoğunlukla Batılı ülkeler tarafından yayımlanan UGSB dokümanlarındaki formata benzer bir yazım ve üslup diline sahiptir. Belge kısa özet olarak; Çin’in askeri güvenliği ile birlikte siyasal rejim güvenliğini, ekonomik gelişimini, toplumsal istikrarını, teknolojik egemenliğini, gıda ve enerji arzını, siber güvenliğini, veri güvenliğini, yapay zekâyı, biyogüvenliğini, nükleer güvenliğini, denizaşırı çıkarlarını, deniz yetki alanlarını, Tayvan meselesini, Asya-Pasifik rekabetini ve küresel güvenlik meselelerindeki rolünü ortaya koymaktadır.
Belgenin dikkat çeken ilk özelliği, güvenlik olgusunu tarihsel süreklilik içinde ele alması ve “Ulusal Yeniden Diriliş” kavramını ön plana çıkarmasıdır. Çin ulusunun uzun tarihsel deneyimi, Afyon Savaşları sonrasında yaşanan gelişmeler ile Çin Komünist Partisi’nin iktidara gelişi ve iktidardaki sürekliliği, “Ulusal Yeniden Diriliş” in güvenlik boyutunu oluşturan unsurlar olarak açıklanmaktadır. Böylelikle oldukça geniş bir perspektiften ele alınan Çin ulusal güvenliği; siyasi rejimin devamı, ekonomik büyümenin zorunluluğu ve küresel düzende mutlak söz sahibi olma gereği ile özdeşleştirilmektedir.
Bu doğrultuda belge, Pekin’in güvenlik algısını klasik askeri güvenliğin ötesine taşıyarak; siyasal sistem, ekonomi, finans, toplum, bilim ve teknoloji, siber alan, gıda arzı, enerji güvenliği, biyogüvenlik, yapay zekâ, veri yönetimi ve denizaşırı çıkarlar gibi çok sayıda alanı kapsayan geniş bir güvenlik mimarisini işlemektedir. “Bütüncül Ulusal Güvenlik Anlayışı” olarak tanımlanan yeni güvenlik mimarisi ile birlikte Çin’in, ulusal bekayı ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek koordineli, esnek ve uyarlanabilir bir güvenlik sistemi inşa etmeyi amaçladığı açıklanmaktadır. Bu yönüyle Çin’in yeni güvenlik anlayışının, Kopenhag Okulu’nun geliştirmiş olduğu askeri, siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel güvenlik sektörlerine oldukça benzer bir sektörel güvenlik mimarisi üzerine oturduğu not edilebilir. Dolayısıyla yayımlanan UGSB ile birlikte Çin’in çok daha sistematik, bütüncül ve uzun vadeli planlamalara dayalı bir güvenlik anlayışını benimsediğinin altını çizmek gerekmektedir.
Yeni güvenlik mimarisine paralel olarak belgede, halkın güvenliğinin sağlanması temel amaç olarak tanımlanırken, Çin Komünist Partisi’nin liderliğinin ve Çin’e özgü sosyalist sistemin korunması olarak betimlenen siyasi güvenliğin, ulusal güvenliğin can damarı olduğu vurgulanmaktadır. Çin’e özel bu bakış açısının, Batı güvenlik sisteminde görülen birey-devlet ayrımından belirgin biçimde ayrıştığı ifade edilmelidir. Öyle ki belgeye göre Pekin hükümeti, devlet ve halkı birbirinden bağımsız aktörlerden ziyade ortak kadere sahip bütünleşik bir güvenlik topluluğunun unsurları olarak değerlendirmektedir. Diğer bir deyişle rejim güvenliği ile toplumsal istikrar arasında bir ayrım yapılmamakta, ilki ikincisinin ön koşulu olarak kabul edilmektedir.
Belge, Çin’in ekonomik kalkınmasını ulusal güvenlikle iç içe geçmiş bir politika alanı olarak betimlemektedir. Bu çerçevede bilim ve teknolojide ilerleme, finansal istikrar, gıda ve enerji arzı güvenliği, sanayi üretimi ve tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliği gibi ekonomik kuvvet çarpanları güvenlik mimarisinin merkezine yerleştirilmekte, bahse konu alanlardaki duraksamanın güvenlik riski üreteceği not edilmekte ve ulusal kalkınma egemenlik kadar kritik bir kırmızıçizgi olarak tanımlanmaktadır. Aynı zamanda gıda üretimi, enerji çeşitliliği, nadir toprak elementleri ve ileri teknoloji ürünleri uzun vadeli ekonomik istikrarın temel sütunları olarak belirtilmektedir. Özellikle yarı iletkenler, yapay zekâ ve kuantum teknolojilerine yapılan vurgu, teknolojik özerkliğin Çin açısından ekonomik bağımsızlıkla eşdeğer görüldüğünü göstermektedir. Çin’in güvenlik anlayışındaki bu bakış açısı, ekonomik kalkınmanın ve sürekli büyümenin, rejimin istikrarı ve ulusal güvenliğin korunması için vazgeçilmez bir unsur olarak belirlendiğini göstermektedir.
Küresel gelişmeler değerlendirmesi başlığı altında belge, küresel sistemin “tarihi bir yol ayrımında” olduğunu savunmaktadır. Belgede jeopolitik çatışmaların tırmandığı, hegemonizm ve güce dayalı diplomasinin geri döndüğü, Soğuk Savaş zihniyetinin canlandığı, ABD’ye atıfla bazı büyük güçlerin uluslararası sorumluluklarını göz ardı ederek anlaşmalardan ve uluslararası örgütlerden çekildiği, silahlanma yarışının yoğunlaştığı, popülizm ve aşırı ideolojilerin yükseldiği belirtilmektedir. Küresel düzeyde gerçekleşen tek taraflı yaptırımların, tedarik zincirlerinin tek ele alınma gayretlerinin ve teknoloji alanındaki sert politikaların yalnızca ekonomik baskı araçları olarak değerlendirilemeyeceği, Çin’in ulusal güvenliğini etkileyen kayda değer gelişmeler olarak göz önüne alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu görüş, Çin’in güvenlik algısında ekonomik rekabet ile jeopolitik rekabetin birbiri içerisine geçmiş olduğunu göstermektedir.
Asya-Pasifik’e yönelik değerlendirmeler, Pekin’in büyük güç rekabetine ilişkin bakışını açıkça ortaya koymaktadır. Bölgenin küresel ekonomik refahın temel merkezlerinden biri olduğu ve yaklaşık yarım yüzyıldır büyük ölçekli silahlı çatışma yaşamadığı, fakat dünyanın ekonomik ve stratejik ağırlık merkezi bölgeye kaydıkça bölgedeki güvenlik risklerinin arttığı belirtilmektedir. Bu çerçevede belge, yine ABD’ye atıfla bazı aktörlerin bölgeye yönelik yeni ortaklıklar kurarak askeri ittifakları genişletmesini ve bölgedeki askeri varlıklarını artırmasını dış müdahale ve çevreleme girişimi olarak değerlendirilmekte ve bu durumun Çin’in ulusal güvenliğini zedelediğinin altını çizmektedir. Tüm bu gelişmelere rağmen Pekin hükümeti kendisini bölgesel istikrarı destekleyen ve kalkınma odaklı iş birliğini teşvik eden bir aktör olarak konumlandırmaktadır.
Belgeye göre Pekin’in, çevreleme girişimleri ile iç işlerine müdahaleyi aynı kefeye koyması oldukça ilgi çekicidir. Belgede özellikle Batılı Çin karşıtı güçlerin Çin’e yönelik “Batılılaşma ve bölme” stratejisi uyguladığı, Tayvan Boğazı, Güney Çin Denizi, Doğu Çin Denizi, Sincan, Tibet ve Hong Kong gibi hassas meselelerde ulusal güvenliği tehdit eden faaliyetlerde bulunulduğu not edilmektedir. Bahse konu meseleler iç yönetim sorunlarından ziyade dış müdahale girişimleriyle bağlantılı “hibrit tehdit alanları” şeklinde ele alınmaktadır. Bununla birlikte bölücü faaliyetler kapsamında ayrılıkçılık, ideolojik nüfuz faaliyetleri, kamuoyu operasyonları ve siber saldırılar aynı tehdit algısı içinde değerlendirilmektedir. Böylece Çin için ulusal güvenlik, sınırların korunması şeklinde kısıtlı bir askeri savunma anlayışından çıkarak etnik bölünme, kimlik ayrışması ve bölgesel kontrolün kaybedilmesine karşı alınması gereken tedbirleri de kapsayan çok katmanlı bir yapıya dönüşmektedir.
Belgenin yeni güvenlik alanlarına ilişkin yaklaşımı da kayda değerdir. Siber güvenlik, veri yönetimi, yapay zekâ, biyogüvenlik ve nükleer güvenlik ayrı başlıklar hâlinde ele alınmakta ve bu alanlar geleceğin rekabet sahaları olarak irdelenmektedir. UGSB’ye göre yapay zekâ çeşitli fırsatlar kadar riskler de üreten iki yönlü bir teknoloji olarak değerlendirilmekte, veri güvenliği ve kritik altyapıların korunmasına vurgu yapılmakta ve biyogüvenlik ile nükleer güvenliğin önemine dikkat çekilmektedir.
Belgede dikkat çeken bir diğer husus; ilk kez Nisan 2022’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Boao Asya Forumu 2022 açılış töreninde yaptığı konuşmada ortaya çıkan Küresel Güvenlik Girişiminin, belge ile birlikte daha görünür hale getirilmesi ve somutlaştırılmış olmasıdır. Belgede, güvenliğin sadece askerî ittifaklarla, bloklaşmayla veya caydırıcılıkla sağlanamayacağını vurgulayan ve devletlerin egemenliğine saygı, iç işlerine karışmama, BM Şartı’na bağlılık ve krizlerin diyalogla çözülmesini esas alan Küresel Güvenlik Girişimi, çok merkezli küresel sisteme geçişin kritik bir parçası olarak sunulmaktadır. Bu çerçevede Pekin hükümeti, ittifak sistemlerinin, hegemonik rekabetin ve dışlayıcı bloklaşmanın güvenlik ikilemlerini derinleştirdiğini savunmakta ve buna karşılık diyalog, ortak kalkınma, çok taraflılık ve Birleşmiş Milletler merkezli yönetişim anlayışını öne çıkarmaktadır. Küresel Güvenlik Girişimi kapsamında; Ukrayna, Filistin ve diğer kriz alanlarına ilişkin değerlendirmelerde de siyasi çözüm, müzakere ve arabuluculuk vurgusu dikkat çekmektedir. Küresel Güvenlik Girişimi farklı bir açıdan yorumlandığında aslında Çin’in, bir yandan egemenlik ve iç işlerine karışmama ilkelerini savunurken diğer yandan alternatif bir küresel güvenlik söylemi geliştirme çabası sergilediği ortaya çıkmaktadır.
Nihai olarak Çin’in ilk Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi niteliğindeki “Yeni Dönemde Çin’de Ulusal Güvenlik” belgesi, Pekin hükümetinin güvenlik anlayışını; rejim güvenliği, ekonomik sürdürebilirlik, teknolojik özerklik, toplumsal istikrar ve küresel norm üretme arzusunu bir araya getiren bütüncül bir çerçeve içinde yeniden tanımlamaktadır. Belgenin irdelenmesinden anlaşıldığı üzere, Pekin yönetimi yalnızca iç ve dış tehditlere karşı askeri savunma refleksi geliştiren bir güvenlik mimarisi inşa etmemekte, aynı zamanda belgede ifade edildiği gibi ulusal yeniden diriliş hedefini destekleyecek şekilde siyasal, ekonomik ve teknolojik istikrarını korumaya ve geliştirmeye çalışmaktadır. Müteakip dönemde yayımlanacak strateji belgeleriyle Çin’in güvenlik mimarisini ne şekilde tasarladığı daha iyi gözlemlenecektir.
Faydalanılan Belgeler
Yeni Dönemde Çin’de Ulusal Güvenlik Belgesi
