Mutually Assured Destruction-stragam

Karşılıklı Mutlak İmha- Mutually Assured Destruction (MAD) Doktrini

Soğuk Savaş’ın en kalıcı miraslarından birisi, nükleer silahların yalnızca mutlak caydırıcılık değil, uluslararası siyasetin düşünme biçimini dönüştüren bir zihinsel çerçeve üretmiş olmasıdır. Bu dönüşüm, savaşın klasik anlamda bir araç olmaktan çıkıp, kaçınılması gereken bir felaket ihtimali olarak yeniden tanımlanmasına yol açmıştır. Karşılıklı Mutlak İmha olarak ifade edilebilecek olan Mutually Assured Destruction (MAD) kavramı, bu zihinsel kırılmayı açıklayan önemli bir doktrin olarak öne çıkmaktadır. Çoğu zaman indirgemeci biçimde “iki tarafın da birbirini yok edebilmesi korkusundan ortaya çıkan denge” şeklinde özetlenen doktrin, gerçekte nükleer çağın siyasi aklını şekillendiren daha karmaşık bir düşünce mantığını ifade etmektedir. MAD, yalnızca nükleer silahların sayısı veya yıkım kapasitesiyle değil, bu silahların yarattığı belirsizlik, korku ve mutlak yıkım algısıyla tanımlanmaktadır.

MAD’in mantığını kavrayabilmek için nükleer silahların ne yapabileceğine değil, neyi imkânsız kıldığına bakmak gerekir. Klasik savaşlarda askeri güç, karşı tarafı yenmek ve siyasi hedefleri zorla kabul ettirmek için kullanılmaktadır. Nükleer silahlar ise bu ilişkiyi tersine çevirmiştir. Bir nükleer savaşın sonunda herkesin yok olacağı algısı, nükleer gücü bir tehdit aracından çok, karşı tarafı durdurmaya yarayan bir sigorta mekanizmasına dönüştürmektedir. Bernard Brodie’nin işaret ettiği gibi, nükleer silahların temel işlevi kullanılmak değil, kullanılma ihtimaliyle kararları şekillendirmektir. Bu nedenle MAD, soyut bir teori olmaktan ziyade, siyasetçilerin ve askerlerin zihninde yer eden oldukça somut bir korku doktrinine işaret etmektedir.

Korku mantığının işlemesi için tarafların birbirine şu basit soruyu sorması yeterlidir: “Saldırı gerçekleştirirsem, karşı tarafın misilleme yeteneği kalır mı?” Eğer bu sorunun yanıtı evetse, nükleer saldırı ile başlayabilecek bir topyekûn savaş rasyonel seçenek olmaktan çıkar. Soğuk Savaş boyunca ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki nükleer denge, tam olarak bu soruya verilen karşılıklı “evet” cevabı üzerine kurulmuştur. Nükleer başlıkların sayısı, menzili ya da yıkım gücü kadar önemli olan konu, bu başlıkların misilleme için kullanılıp kullanılmayacağıdır. Bu nedenle denizaltılara yerleştirilen nükleer füzeler, nükleer silahların bulunduğu üsler, nükleer taarruzlardan korunmak için kullanılacak yer altı sığınakları veya nükleer saldırıyı yönetecek komuta merkezleri gibi nükleer savaşın unsurları teknik ayrıntılar değil; nükleer barışın maddi temelleri hâline gelmiştir.

Bu noktada Glenn Snyder’ın yaptığı ayrım dikkat çekicidir. Nükleer caydırıcılık, saldırıyı caydıran bir istikrar üretirken, aynı zamanda kriz anlarında tehlikeli bir belirsizlik yaratır. Taraflar, karşı tarafın ne kadar ileri gideceğini tam olarak bilemez. Bu belirsizlik, çoğu zaman savaşı önleyici bir rol oynar; çünkü riskin büyüklüğü, geri adım atmayı daha cazip kılar. Ancak aynı belirsizlik, yanlış hesap yapıldığında felakete giden yolu da açabilir. Küba Füze Krizi’nde olduğu gibi, birkaç gün süren bir siyasi ve askeri gerilim, nükleer savaş ihtimalini tarihte hiç olmadığı kadar somut hâle getirmiştir. Bu kriz, MAD’in teoride ne kadar “istikrarlı” görünürse görünsün, pratikte bir o kadar kırılgan olabileceğini göstermiştir.

Thomas Schelling’in krizler üzerine geliştirdiği yaklaşım, bu kırılganlığı daha anlaşılır kılmaktadır. Nükleer krizlerde mesele, doğrudan saldırmak ya da saldırmamak değildir. Mesele, karşı tarafa “daha ileri gidersen sonuçlarına katlanırsın” mesajını vermektir. Bu mesaj çoğu zaman açık ifadelerle değil, nükleer tatbikatlarla, alarm seviyelerinin artırılmasıyla veya sembolik adımlarla iletilir. Taraflar, çeşitli askeri mekanizmaları kullanarak bilinçli şekilde risk üretir. Çünkü risk, caydırıcılığın parçasıdır. Ancak bu durum, kontrolsüz tırmanma ihtimalini de beraberinde getirir. Nükleer caydırıcılık, tam kontrol değil, kontrollü kontrolsüzlük üzerine kuruludur.

MAD’in istikrarı, zamanla yalnız askeri değil, siyasi ve kurumsal araçlarla da desteklenmektedir. Nükleer silahların sayısı arttıkça, yanlış alarm riski, teknik arıza ihtimali ve insan hatası daha görünür hâle gelmektedir. Bu durum, silah kontrolü anlaşmalarını idealist girişimler olmaktan çıkarıp, pratik bir risk yönetimi aracına dönüştürmüştür. Lawrence Freedman’ın da vurguladığı gibi, nükleer stratejinin olgunlaşma süreci, “daha fazla silah” arayışından çok “daha az hata” arayışıyla tanımlanır. Stratejik iletişim araçları, çeşitli denge mekanizmaları ve karşılıklı sınırlandırma anlaşmaları, MAD’in kör bir tehdit olmaktan çıkıp daha öngörülebilir bir çerçevede işlemesini sağlamaktadır.

Ancak bu durum, rekabetin sona erdiği anlamına gelmez. Aksine, nükleer silahlar büyük güçler arasındaki doğrudan savaşı oldukça pahalı hâle getirirken, çatışmayı başka alanlara itmektedir. Henry Kissinger’ın dikkat çektiği üzere, topyekûn savaşın maliyeti yükseldikçe, sınırlı müdahaleler ve vekâlet savaşları daha cazip seçenekler hâline gelir. Kore’den Vietnam’a, Afganistan’dan Orta Doğu’daki krizlere uzanan geniş bir coğrafyada yaşanan çatışmalar, nükleer eşiğin hemen altında yürütülen bu rekabetin ürünüdür. MAD, bu anlamda aslında barışı değil, çatışmanın farklı bir biçimini üretmiştir.

Çeşitli alanlarda rekabetin sürmesi ile birlikte öne çıkan önleyici müdahale kavramı, nükleer dengenin en tehlikeli yanını temsil etmektedir. Eğer bir taraf, karşısındakinin misilleme kapasitesinin zayıfladığına inanırsa, “şimdi vurmazsam sonra vuramam” düşüncesi güç kazanır. Bu düşünce, savunma amaçlı geliştirilen sistemlerin bile saldırgan bir mantıkla yorumlanmasına yol açabilir. Bununla birlikte gelişmiş hava savunma ve erken uyarı sistemlerine sahip olmanın getirmiş olduğu aşırı güven, önleyici müdahaleyi cazip bir seçenek gibi gösterebilir. Bu nedenle MAD’in sürdürülebilirliği, yalnızca güç dengesine değil, tarafların birbirinin kırmızıçizgilerini doğru okuma yeteneğine de bağlıdır.

Nükleer caydırıcılığın bir diğer boyutu, zamanla oluşan fiilî kullanım dışı kalma durumudur. Nina Tannenwald’ın nükleer tabu olarak adlandırdığı bu olgu, nükleer silahların fiilen kullanılmamasının güçlü bir norm üretmiş olduğunu gösterir. Bu norm, nükleer silahların askeri faydasını değil, siyasi maliyetini öne çıkarır. Nükleer silah kullanımı, yalnızca misilleme korkusuyla değil, uluslararası meşruiyet kaybı ve tarihsel damgalanma riskiyle de sınırlandırılmıştır. Bu durum, MAD’in salt korkuya dayalı bir denge olmaktan çıkıp, normlarla desteklenen bir yapı hâline gelmesini sağlamıştır.

Nihayetinde Soğuk Savaş’ın sıcak çatışmaya dönüşmeden sona ermesi, nükleer dehşet dengesinin mutlak başarısı olarak okunmalıdır. Nükleer caydırıcılık, nükleer silahların yıkıcı tehdidi altında karar alıcıları dizginlemiş ve devletlerin irrasyonel karar almasını engellemiştir. Günümüzde nükleer silahların ortadan kalkmamış olmasına rağmen gerçekleşen savaşların dışında tutulması gelecek için önemli ipuçları vermektedir. Öyle ki bu tablo, üçüncü dünya savaşının şu ana kadar çıkmamış olmasını bir tesadüf ya da kendiliğinden ortaya çıkan bir denge sonucu olarak değil, sürekli yönetilmesi gereken bir risk rejimi olarak değerlendirmeyi gerektirmektedir. MAD’in asıl başarısı, barışı garanti etmesinden ziyade felaket ihtimalini karar vericilerin zihninden hiçbir zaman tamamen silmemesidir. Nükleer çağda istikrar, herkesin neyin geri dönülemez olduğunu bilmesi sayesinde sağlanmaktadır.

Yararlanılan Kaynaklar

Bernard Brodie ve diğerleri, The Absolute Weapon: Atomic Power and World Order

Glenn H. Snyder, Deterrence and Defense

Thomas C. Schelling, Arms and Influence

Lawrence Freedman, The Evolution of Nuclear Strategy

Henry A. Kissinger, Nuclear Weapons and Foreign Policy

Klevis Kolasi, “Soğuk Savaş’ın Barışçıl Olarak Sona Ermesi ve Uluslararası İlişkiler Teorileri

Barry Buzan, Ole Wæver, Jaap de Wilde, Security: A New Framework for Analysis

Barry Buzan, Ole Wæver, Regions and Powers: The Structure of International Security

The Long Détente: Changing Concepts of Security and Cooperation in Europe

Congressional Research Service Report, Russia’s Nuclear Weapons Doctrine, Forces, and Modernization

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön