İsviçre’nin Zürih kentinde 5-11 Şubat 1959 tarihinde gerçekleştirilen konferans sonrası Türkiye ve Yunanistan hükümetleri arasında Zürih Anlaşması mutabakatı ortaya çıkmıştır. Bahse konu anlaşmanın hangi önemli hususları içerdiğine ilişkin İngiltere Dışişleri Bakanı Selwyn Lloyd 12 Şubat 1959 tarihinde İngiliz Kabinesini bilgilendirmiştir. CAB-128-33-7 sayılı İngiliz Arşiv belgesinden bu bilgilendirmenin detayları görülmektedir.
Buna göre bahse konu belge, Kabine toplantısında ele alınan Kıbrıs konusuna ilişkindir ve Dışişleri Bakanı’nın Kabineye yaptığı bilgilendirme ile başlamaktadır. Bilgilendirmede, Yunanistan ve Türkiye başbakanları arasında Zürih’te yapılan son görüşmeler sonucunda Kıbrıs’ın gelecekteki statüsü hakkında iki hükümet arasında yeni öneriler üzerinde uzlaşmaya varıldığı aktarılmaktadır. Bu önerilerin temelinde, Birleşik Krallık, Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs’ın taraf olacağı dörtlü bir garanti antlaşması çerçevesinde bağımsız bir Kıbrıs Devleti kurulması bulunmaktadır.
Yeni devlet yapısına ilişkin olarak, devlet başkanının Rum, yardımcısının ise Türk olması öngörülmektedir. Ayrıca iki ayrı cemaat meclisinin kurulacağı, bunlara ek olarak da temsil oranı Kıbrıslı Rumlar için yüzde 75 ve Kıbrıslı Türkler için yüzde 25 olacak şekilde ortak bir meclisin oluşturulacağı belirtilmektedir. Belge, daha sonra ortaya çıkacak olan anayasal ve kurumsal yapının, iki toplumlu bir düzenlemeye dayalı olarak henüz Zürih Anlaşmasında düşünüldüğünü açıkça göstermektedir.
Askerî düzenlemeler bakımından, adada küçük çaplı bir askerî kuvvet kurulmasının tasarlandığı kaydedilmektedir. Buna göre 950 Yunan ve 650 Türk askeri adada bulunacaktır. Bunun yanında iki toplumdan üzerinde mutabakata varılmış oranlarda toplanacak toplam 2.000 Kıbrıslı asker ile Kıbrıs Ordusunun kurulacağının öngörüldüğü ifade edilmektedir. Böylece yeni statü çerçevesinde hem Yunan ve Türk askerî varlığı hem de yerel askerî unsur birlikte düzenlenmiş olmaktadır.
Dışişleri Bakanı’nın Kabineye aktardığı bir diğer husus, bir gün önce Londra’ya gelmiş bulunan Yunan ve Türk dışişleri bakanlarının tutumudur. Metne göre bu iki bakan, kendi hükümetlerinin Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’taki stratejik ihtiyaçlarını tam olarak kabul etmeye hazır olduklarını belirtmiştir. Burada açıkça kastedilen husus, Britanya egemenliği altında kalacak bölgelerde askerî üsler kurulmasıdır. Yani öneriler, bağımsız Kıbrıs Devleti kurulurken aynı zamanda Birleşik Krallık’ın askerî ve stratejik mevcudiyetinin belirli alanlarda devam etmesini de içermektedir.
Belgede dış savunma konusunda da ayrıntılı bir çerçeve verilmektedir. Buna göre adaya yönelik herhangi bir dış tehdide karşı koyma sorumluluğu Birleşik Krallık, Yunanistan ve Türkiye’ye müştereken ait olacaktır. Ancak Dışişleri bakanı, bu müşterek sorumluluğun yanında tek taraflı harekete imkân tanıyan bir düzenlemenin konuşulmuş olduğunu not etmektedir. Şayet diğer iki taraftan biri ya da her ikisi bir saldırıya veya sızmaya karşı koymakta iş birliği yapamaz ya da iş birliği yapmak istemezse, üç hükümetten herhangi birinin bağımsız olarak hareket etmesi mümkün olacaktır. Bu ifade, garantörlük ve müdahale yetkisi bakımından belge içindeki en dikkat çekici hükümlerden biri olarak yer almaktadır. Öyle ki bahse konu ibare Garanti Antlaşmasının dördüncü maddesine dönüşmüştür.
Kabine içindeki tartışmalarda, Birleşik Krallık’ın dış savunma sorumluluğu bulunduğu için yeni devletin iç idaresine ilişkin bazı düzenlemelerde, özellikle iç güvenlik alanında, söz sahibi olması gerekip gerekmediği de gündeme gelmiştir. Bu çerçevede, Kıbrıs Hükümeti nezdinde bir Britanya Komiseri görevlendirilmesinin uygun olabileceği ileri sürülmektedir. Belge, bunun bir öneri olarak tartışıldığını açıkça göstermektedir. Burada özellikle iç güvenlik konusunun öne çıkarıldığı görülmektedir.
Ayrıca belge, bağımsız Kıbrıs’ın yeni anayasal düzen içinde hangi dış ilişkilere girebileceği meselesini de ele almaktadır. Metinde, bağımsız Kıbrıs’ın Birleşik Krallık’ın savunma çıkarlarını etkileyebilecek şekilde dost olmayan bir güçle antlaşma ilişkisine girmesinin engellenmesinin önemli olduğu belirtilmektedir. Aynı şekilde, Kıbrıs’ın Birleşik Krallık’ın rızası olmaksızın adada yabancı bir askerî üs kurulmasına onay vermesinin de mümkün olmaması gerektiği kaydedilmektedir. Bu hususlar, yeni devletin egemenlik ve dış ilişki alanlarının Britanya savunma çıkarları bakımından sınırlanmak istendiğini göstermektedir. Bununla bağlantılı olarak, Birleşik Krallık’ın elinde kalacak üslerin tam sınırlarının da daha ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiği belirtilmektedir.
Belgenin devamında, Yunan ve Türk hükümetleri tarafından yapılan bir başka öneri Kabineye aktarılmaktadır. Buna göre, eğer ortaya konan öneriler ilke olarak Birleşik Krallık Hükümeti tarafından kabul edilebilir bulunursa, ertesi hafta Londra’da üç hükümetin katılacağı bir konferans toplanması düşünülmektedir. Bu konferansa, Kıbrıs’taki Rum ve Türk toplumlarının liderleri olan Başpiskopos Makarios ile Dr. Küçük’ün de davet edilmesi önerilmektedir. Belge, bu davetin düşünülmekte olduğunu açıkça belirtmektedir. Nitekim 19 Şubat 1959 tarihindeki Londra Anlaşması bu düşüncenin bir ürünüdür.
Bununla birlikte metin, konferansın kapsamının genişletilmesinden önce üç hükümet arasında kesin mutabakat esaslarının parafe edilmiş olmasının tercih edildiğini de kaydetmektedir. Gerekçe olarak, yerel Kıbrıs toplumlarının temsilcilerinin daha erken aşamada görüşmelere katılmaları halinde hükümetler üzerinde önerilerin içeriğini değiştirmeleri yönünde baskı kurmaya çalışabilecekleri ihtimali gösterilmektedir. Dolayısıyla belge, önce üç devlet arasında temel anlaşma çerçevesinin belirlenmesini, ardından yerel toplum temsilcilerinin sürece dâhil edilmesini daha uygun gören bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Metinde, o sırada Yunan ve Türk dışişleri bakanlarıyla sürdürülen müzakerelere ilişkin kamuoyuna yapılabilecek ara açıklamalar da ele alınmaktadır. Böyle bir açıklamanın, Yunan ve Türk hükümetlerini Kıbrıs’taki kendi toplumları karşısında zor durumda bırakmamasına dikkat edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu nokta, diplomatik dil ve zamanlamanın önemsendiğini göstermektedir. Belgeye göre, kamuoyuna verilecek herhangi bir mesajın hem müzakere sürecini hem de ilgili hükümetlerin kendi toplumlarıyla ilişkilerini gözetmesi istenmektedir.
Belgede basının tavrına da değinilmektedir. Bazı basın çevrelerinin, Yunanistan ve Türkiye’nin Birleşik Krallıkla önceden istişare etmeden anlaşmaya vardığı kanaatine sahip olduğu ve bu nedenle söz konusu anlaşmaya eleştirel yaklaştığı belirtilmektedir. Bu çerçevede, kamuoyuna Birleşik Krallık’ın başlangıçta Yunanistan ve Türkiye’nin attığı bu girişimi teşvik eden taraf olduğunun duyurulmasının yararlı olabileceği ifade edilmektedir. Ayrıca, Birleşik Krallık’ın söz konusu anlaşmayı, Yunan ve Türk ihtiyaçlarını karşıladığı ölçüde olumlu karşıladığı ve şimdi de temel Britanya çıkarlarının tam olarak korunmasını sağlayacak hükümlerin müzakere edildiği yönünde bir anlatımın basına yansıtılmasının faydalı olabileceği kaydedilmektedir. Metin, gerekli görülmesi halinde bu hususların kamuoyuna açıklanmasına makul biçimde izin verilebileceğini de eklemektedir.
Belgenin son bölümünde Başbakan’ın toplantıyı toparlayan değerlendirmesi yer almaktadır. Başbakan, Kabinenin yeni önerilerin tam metnini görmeden önce kamuoyu önünde herhangi bir tutum açıklamaması gerektiğini söylemektedir. Aynı şekilde, Başpiskopos Makarios ile Dr. Küçük’ün sonraki görüşmelere davet edilmesinin uygun olup olmayacağına da bu tam metin görülmeden karar verilmemesi gerektiği ifade edilmektedir. Bununla birlikte Başbakan, eğer bu öneriler Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’taki asli çıkarlarının korunmasıyla bağdaşır nitelikte çıkarsa, bunların adanın geleceğine ilişkin nihai bir çözüme doğru önemli bir ilerleme teşkil edebileceğini belirtmektedir. Metinde ayrıca bunun Batılı güçler açısından kayda değer bir diplomatik başarı sayılabileceği de ifade edilmektedir.
Bölüm, Kabine kararlarının kaydıyla sona ermektedir. İlk olarak Dışişleri Bakanı’ndan, Yunan ve Türk hükümetlerinin Kıbrıs’ın gelecekteki statüsüne ilişkin yeni önerilerinin metnini ertesi gün Kabinenin değerlendirmesine sunmak üzere dolaşıma sokması istenmektedir. İkinci olarak da Dışişleri Bakanı’ndan, Kabine tartışmasında dile getirilen noktalar ışığında Yunan ve Türk dışişleri bakanlarıyla görüşmelerini sürdürmesi talep edilmektedir. Böylece belge, önce Dışişleri Bakanı’nın bilgilendirmesini, ardından Kabine içi tartışmayı, sonra da alınan iki somut yönlendirme kararını kayıt altına almaktadır.
Belge
12 Şubat 1959 tarihli İngiliz Ulusal Arşivi -CAB-128-33-7
